İÇİNİZDEKİ ÇOCUĞA İYİ BAKIN


“…Zamanın birinde bir yer varmış, herkes el emeği yaptığı şeyleri o yerin pazarında satar, sonra yine o pazardan kendi ihtiyaçlarını alırmış. Birgün pazara bir adam gelmiş. Herkesin gözünün önünde önce hamurunu yoğurmuş, sonra da pişirip şerbetini dökmüş. Ardından bağırmaya başlamış.

"Bir hamur tatlısı alana 5 lira, iki hamur tatlısı alana 10 lira, üç hamur tatlısı alana bedava. "
Sonra yine tekrar etmiş, 
"Bir hamur tatlısı alana 5 lira, iki hamur tatlısı alana 10 lira, üç hamur tatlısı alana bedava. "
Adamın söylediğinde bir yanlışlık olduğunu düşünmüşler, sonra biri gidip adamdan üç hamur tatlısı istemiş ve fiyatını sormuş.
Adam “bedava” demiş. Bunu duyan diğerleri sıraya geçmiş ve herkes üç hamur tatlısı almaya başlamış.
Bir sonraki hafta adam pazar yerine tekrar gelmiş. Yine aynı şekilde önce hamurunu yoğurmuş, sonra pişirip şerbetini dökmüş ve tekrar başlamış bağırmaya...
Pazardakiler tekrar geçmişler sıraya ve hepsi, bedavaya 3 hamur tatlısı almaya başlamış.
Üçüncü hafta adam pazar yerine tekrar gelmiş. Yine aynı şekilde önce hamurunu yoğurmuş, sonra pişirip şerbetini dökmüş ve tekrar başlamış bağırmaya.
"Bir hamur tatlısı alana 5 lira, iki hamur tatlısı alana 10 lira, üç hamur tatlısı alana bedava. "
Pazardakiler tekrar geçmişler sıraya ama içlerinden bir kadın bir hamur tatlısı istemiş ve 5 lira vermiş. Diğerleri şaşırmış ve sormuşlar;

"Neden böyle bir şey yaptın, üç hamur tatlısı alsan hem para vermemiş olacaktın hem de daha fazla hamur tatlın olacaktı."
Kadın cevap vermiş;

"Çünkü ihtiyacım olan bir hamur tatlısı. Kaç haftadır ihtiyacınız olmasa da bedava diye üç hamur tatlısı alıyorsunuz ve bu adamın emeğini görmüyorsunuz. Ben ihtiyacım olanı aldım ve adamın da emeğini verdim.*

Bilge adam, kadının kolundan tutup, “işte aradığım sendin, seni bekliyordum” demiş. Sonra diğerlerine dönerek “her hafta gelip üç hamur tatlısı aldınız, ihtiyacımız var mı diye kendinize sormadınız, benim de emeğimi görmediniz. Halbuki ben şu karşıda gördüğünüz dağın ruhuydum,  sanki bitmeyecekmiş gibiydim ama ben de bittim, bitirdiniz” demiş ve gözlerden kaybolmuş. Orada bulunanlar dağa dönüp baktıklarında kocaman bir oyuk görmüşler…” dedi, maviyi seven masalcı kadın. 
Sonra ekledi “sizin içinizde kaç oyuk var acaba, kaç kişi sizi tüketip içinizde oyuklar açtı?” Ve sonra ben ekledim “ya da belki biz kaç kişinin içinde oyuklar açtık, kaç kişiyi tükettik?
Bazen tükeniyor bazen de tüketiyoruz tam bitti dediğimizde yeni bir masala başlıyoruz. O gün de öyle olmuştu, bir masal bitip diğeri başlamıştı. Maviyi seven masalcı kadın önce masallar anlatıp sonra her masalın ardından sorular sormuştu. Sorduğu soruların her biri içimdeki çocuğa dokunmuştu. 
En son ne zaman masal dinlemiştim?
En son ne zaman pamuk şeker yemiştim?
En son ne zaman hınzır hınzır gülmüştüm?
En son ne zaman aşık olmuştum?
Öteki miydim? Ya da en son ne zaman öteki olmuştum?
Neler için nelerden vazgeçmiştim?
Bu hayatta aradığım şey neydi?
Ya da bulunca kıymetini bilmediklerim?
Peki ya büyürken unuttuğum şeylere ne demeli?...
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ