Haset mi Hasret mi?


Bundan on yedi yıl önce anneme anneler günü hediyesi olarak çamaşır makinesi almıştım. Çalışıyordum, evliydim ve bir kızım vardı. Anneme aldığım hediyeyi gören, sevdiğim ve beni de seven, takdir eden yengem lise mezunu, evli ve bir çocuğu olan ev hanımı kızına dönüp; "Ablan gibi olamadın. Kocasına sormadan kendi parasıyla annesine böyle bir hediye aldı, bak!" diye çıkıştı.

Çoğu zaman bu konuşma aklıma gelir. İlk yıllar çok dank etmemişti, yıllar geçtikçe bu durumu sıkça hatırlar oldum. Yengemin herhangi bir hediyeye ya da eşyaya ihtiyacı yoktu. Ama kızı görmek istediği yerde değildi. Yaptığı da bir haset değildi, sadece hasretlikti. Ama bunu ifade ederkenki yöntemi doğru muydu? Evlat üzerinde bıraktığı etki neydi?

Bu kızını hedeflediği yerde görmeye olan hasretlik. Ancak bunu bilinçsizce, kıyas yaparak dile getirdi. Sonuç; Kızı bana düşman oldu.

Peki hepimizin hasretini çektiği konular yok mu?

Kariyerimiz, yaşadığımız yer, sağlığımız, ekonomik gücümüz, arabamız, eşimiz, saçımız, kilomuz, çocuklarımızın eğitimi ve mesleği, listeyi daha da uzatabiliriz. Bu konuda kendimizi görmek istediğimiz yerde başkalarının olduğuna şahitlik etmiyor muyuz? Benden daha iyi bir evde oturan ya da arabası daha üst model olanlara hasetlenecek miyiz, hasretlenecek miyiz? Sahip olduklarıyla tatmin olmayan, duygularının esiri olan birey evdeki eşe, sokaktaki hayvana hatta sokakta tanımadığı insana bile şiddet uygulamaktan geri kalmıyor.

Hasetlik mi hasretlik mi?

Bu duygu bizi ileri mi, geri mi götürür? Bu bizim elimizde, sıkça duyduğumuz 'ayak kaydırma' oyununa gelmeyerek. Kayan ve kaydıran olarak. Eden ve bulandan olmamak için. 'Haset mi hasret mi?' duygularımızı netleştirirsek daha üretken, daha sağlıklı bir ruh haliyle yaşanabilir bir toplum haline gelmez miyiz?

Peki bu nasıl başarılır?

Kendisi nefes alırken bir başkasının nefesini kesen haset midir? Uzmanlar bunun sebebinin anne karnında maruz kalınan travmalara kadar gittiğini söylüyor. Hal böyle olunca sağlıklı bir ruh haline sahip bireyleri yetiştirmenin yolu annelerden geçiyor. Annelere çok büyük görevler düşüyor, her zamanki gibi. Tabii annenin de iyi bir ruh haline sahip olması şartıyla. Bu bağlamda babalar, kızlarınızı sevin, öteki evlat yapmayın, tarlaların deniz kenarını kızlara, ekilebilir yerleri oğlanlara vererek bunu acı bir şekilde tecrübe ettiniz. Turizmle birlikte kızlarınız zenginleşirken, oğlanlar 'Eh işte' oldu.

Kocalar, eşlerinize değer verin ki yetiştirdikleri evlatlar vicdanlı ve adaletli olsun. Anneler, evlatlarınızı hiç kimsenin evladıyla kıyaslamayın ki aşağılık duygusuyla büyümesinler. Her evlat değerlidir ve yetenekleri farklıdır.

Hal böyle olunca çocukluk ve gençlikte kendisine nasıl davranılırsa sonrasında birey benzerini, hatta daha fazlasını güçsüz gördüğüne uyguluyor.

Sonuç; "Toplum hasta insanlarla dolu. Hatta bu hasta insanları iyileştirecek olan kurumlar da hasta." Bu benim değil, konuyla ilgili otoritelerin görüşü.

Çözüm; Eğitim, vicdan, hoşgörü, adalet, birlik ve beraberlik.

Sevgiyle...
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
03Haz

İthalatı Bırak Üretime Bak

27May

Kanayan Yaramız; İşsizlik…

20May

Eşit Doğuyoruz Ama…

06May

Sadeleştik

29Nis

Bizi Tarım Kurtaracak

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ