Hayatı Çocuk Saflığında Yaşayabilmek


O gün hava çok kötüydü… durmadan gök gürlüyor, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu… Küçük kız yine de her sabahki gibi annesinin sesiyle uyanmış, kahvaltısını etmiş ve her gün yürüyerek gittiği okuluna doğru yola koyulmuştu… Ancak gökyüzünde şimşekler birbiri ardına ve o kadar gürültüyle çakıyordu ki, küçük kızın annesi “Yavrum bu havada yolda yürürken korkmasın?” diye telaşlandı… Arabasına atladığı gibi yolda kızını aramaya başladı, baktı ki küçük kızı az ileride… minik minik adımlarla yürüyor, ama ne zaman şimşek çaksa durup gökyüzüne bakıyor ve gülümsüyordu… annesi önce bir anlam veremedi ama kızın niye böyle yaptığını çok merak etti. Nihayet arabayla ona yaklaşıp sordu: “Yavrum hiç korkmadın mı bu havada yalnız yürümekten? Hem ne zaman şimşek çaksa durup yukarı bakarak ne yapıyorsun öyle?” Küçük kız cevap verdi: “Gülümsüyorum, çünkü Tanrı fotoğrafımı çekiyor…”
Böyle bir cevabı hangi yetişkin verebilir? Hiçbiri. Çünkü ancak bir çocuğun cevabı böyle saf ve iyi niyetli olabilir. Çocuktur, çocuk saflığından dolayı aklı ermiyor diyebilirsiniz. Ama biz büyükler madem aklı selim insanlarız o zaman çocuğun bilinçsizce davrandığı ve söylediğini kendi hayatımıza adapte edip, yaşantımızı daha pozitif ve yaşanabilir bir dünya haline getirebiliriz. Hem de yaşantımıza, ilişkilerimize üçkağıdı ve iki yüzlülüğü karıştırmadan, çocuk saflığıyla ama büyük bilinciyle yaşayabiliriz. Bunu yaşamak ve gerçekleştirmek çok da zor değil. Günlük ilişkilerden ikili ilişkilere kadar yaşamın her noktasında sadece iyi niyetli davranmak yeterli olacaktır.
Ancak, özellikle büyükşehir insanının ışık hızıyla sürdürdüğü yarış, rekabet ve sadece kazanma savaşının verildiği ve hedeflere ulaşmada her türlü yolun mübah sayıldığı günümüzde, değil iyi niyetli olmak, olması gereken asgari insani davranışları bile göremiyoruz. Çünkü özellikle büyükşehirlerde artık tek hedef ve önemli olan ekonomik güç. Bu gücün nasıl sağlandığının, insani değerlere uyup uymadığının hiçbir önemi yok. Önemli olan, yegane hedef olan ekonomik güç. Nasıl kazanılırsa kazanılsın ekonomik güç bir kere sağlandı mı, toplumsal saygınlık gibi olgular kendiliğinden geliyor. Birden ünvanlar değişiyor, dün yüzüne bakılmayanlar ekonomik güçle birlikte bey, hanım unvanlarını kazanmış oluyor…
Eskiden yaşantımızın refaha ulaşması için okumak gerektiği, ancak okuyarak belli bir meslek sahibi olunduğu ve buna bağlı olarak da ekonomik gücün sağlandığı bilinirdi. Hatta her genç kızın gönlünde günün birinde bir memurla evlenmek gibi aslanlar yatardı, hem saygınlık hem ekonomik refah için. Ama günümüzde bu gelenek terk edildi. Asıl olan ekonomik güç, hatta ekonomik güç için her türlü yol mübah. Yeter ki hedeflenen sonuca ulaşılsın… Arkasından toplumsal saygı da geliyor, göstermelik sevgi de geliyor…
Bugün kiminle konuşursanız konuşun herkesten duyabileceğiniz ortak cümleler şu sözlerle başlıyor. Eskiden ne kadar güzeldi… Sürekli geçmişe dönük bir özlem var. Çünkü şimdilerde bu değerler hızla yok ediliyor. Yakın geçmişimizin bu insani değerleri, şimdi bireysel çıkarların ön planda tutulmasıyla, toplumun genelini ilgilendiren ve bireyin toplumsal bir varlık özelliğini göz ardı eden davranışlara bıraktı. “Her koyun kendi bacağından asılır” anlayışından hareketle, insanlığın varoluşundan bu yana bencilliğin varolduğu da göz önüne alınırsa, bireylerden toplumsal varlık olmasını beklemek ve toplumun çıkarları için bir başka birey için duyarlı davranışları beklemek biraz ütopya gibi geliyor. Çünkü egosunu terbiye edip aynı zamanda diğer bireylerin çıkarlarını korumayı gözetenlere de aleni enayi deniyor.
Yaşadığımız çağın gerektirdiği gibi araçların atlanıp amaçların önemli olduğu günümüzde her şeye rağmen hayatımızı yaşanabilir kılmak için dünyaya bir çocuk saflığıyla bakabilmek gerekiyor. Ancak o zaman yaşadıklarımızdan tat ve keyif alabilir ve bir başka bireye ve dolayısıyla topluma faydalı bireyler olarak vicdanı rahat ve mutlu olabiliriz. Kalıcı olan bu… Çünkü bugünkü yaşımızda bir daha asla olmayacağız ve yarın bir gün daha yaşlanmış olacağız. Ancak günlük hayatın ihtiraslarına kendimizi kaptırıyor ve her gün gördüğümüz ağacın ne zaman çiçek açtığını fark edemiyorsak, sadece nefes alıp vermekle yaşıyor sayılır mıyız? Bu tartışılır. Hayat güzel, hele bir de sağlıklı ve sevdiklerinizle birlikteyseniz ya da böyle bir imkanınız var ise egolarımızı bir kenara bırakıp hayatı bir çocuk saflığıyla yaşayabilmek, bizi bireylikten çıkarıp toplumsal bir varlık olma yoluna taşıyacaktır. 
Herkes, her gün çöpe attığı bir dilim ekmeğin çöpe gitmesi yerine karnını okula gitmeden önce çöplükteki kuru ekmekle doyurmaya çalışan dokuz yaşındaki bir öğrencinin tankerin altında kalarak hayatını kaybetmesine engel olabilir. Madem bizler çocuk değiliz ve daha mantıklıyız, o zaman hayatı bir çocuk saflığında, büyük bilinciyle yaşayalım ve başkalarının yaşamasına da imkan sağlayalım. Tabii ki egolarımızı da bir yana bırakarak...
Çocuk saflığında ve coşkusunda bir hayatınızın olması dileğiyle…
Sevgiyle...

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
03Haz

İthalatı Bırak Üretime Bak

27May

Kanayan Yaramız; İşsizlik…

20May

Eşit Doğuyoruz Ama…

06May

Sadeleştik

29Nis

Bizi Tarım Kurtaracak

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Sed Medya