İnsanlığımızı Kaybediyoruz, Haberiniz Var Mı?


İnsanoğlu yeryüzünün en akıllı ve en zeki canlısı. İçgüdüleriyle değil de beyniyle hareket eden ve beynini kullanabilen bir varlık. İnsanoğlu zekasıyla gökyüzünde kuş gibi uçabiliyor, denizlerde balık gibi yüzebiliyor. Her türlü teknoloji ve ilerlemede her geçen gün insanoğlunun ilerlemesine de şahit oluyoruz. Şöyle bir etrafımıza baktığımızda inanılmaz icatlar ve ilerlemiş teknoloji ile donatıldığımızı görmemiz mümkün.


Bunca yeni icada, bunca ilerlemiş teknolojiye rağmen bir taraftan da gerileyen unsurlar var. İnsanoğlu dış hayatında ilerlemeyi had safhada yaşarken insan olma özelliğini, insanlığını yitiriyor. Bu kadar zenginliğe ve ilerlemeye rağmen sokaklar binlerce kimsesiz insanla dolu. Bu insanlar sadece Ramazan ayında hayır dağıtmak ve kendi vicdanımızı rahatlatmak için vereceğimiz üç beş kuruşla kurtulmaz, kurtulamaz. İnsanı besleyen sadece yemek değil, insanın sevgiyle de beslenmesi gerekiyor. Kangren olan kolu tedavi etmek yetmiyor, kangreni yok etmek için kol kesilmeli ki hastalık bütün vücudu yok etmesin. Sokaklarda yaşayan kimsesizlere sokağa düşmeden sahip çıkılmalı, daha doğrusu insanları kimsesizliğe iten unsurlar ortadan kaldırılmalı. Sistem bu konudaki yapılanmasına en kısa zamanda geçmeli.


Sahiplenme insanlığın doğasında var. Ancak insanoğlu, kendisini içgüdüleriyle hareket eden hayvanlardan ayıran en büyük özellikleri olan düşünebilme, duygulara sahip olma, beynini kullanma ve hepsinden önemlisi başkalarını da düşünebilme özelliklerinden hızla uzaklaşıyor. Toplum kavramı artık yok. Onun yerine sadece bireyler ve bireylerin arzuları var. Gerisi kimseyi ilgilendirmiyor.


Bireysel davranma ve bireyin kendi çıkarını daima en önde tutması insanlığın özünde var. Bu da hayvanlar gibi insanların da içgüdülerinden. Ancak gelişmiş bir beyne sahip olan, özellikle belirli bir kültür seviyesine gelerek ruhunu ve bedenini eğitme yetisine sahip olan insanlardan insanlığına uygun bir şekilde davranmasını bekliyoruz. Bekleyen ve beklenen için gayet doğal bir davranış.


Ancak doğal olmayan ve doğala gitmeyen bir şeyler var. Teknolojinin ilerlemesi dostlukları bitirdi. Artık insanlar yüz yüze sohbet etmek, duygularını paylaşmak yerine sosyal medyada vakit geçirmeyi tercih ediyor. İnsanın insana olan ihtiyacı hem maddi hem de manevi anlamda giderek azalıyor. Böyle olunca kişi, toplumsal bir varlık olmak yerine yavaş yavaş bireyliğin ve birey olmanın getirdiği özgürlüğü sonuna kadar zorluyor. Hatta zorlamakla kalmayıp bunun için önündeki engelleri de kaldırma yoluna gidiyor. "Ben bireyim ve birey olarak varım, birey olarak benim önceliklerim ve benim tercihlerim her zaman en öndedir. Gerisi beni ilgilendirmiyor, hele toplum hiç ilgilendirmiyor." Çok acı ama toplumu oluşturan bireylerin içinde bulunduğu ruh hali bu. Aydını da cahili de, herkes kendi derdinde, herkes kendi çıkarının peşinde.


Çok bildiğimiz ve sıkça karşılaştığımız, benim de her duyduğumda ya da aklıma geldiğinde tüylerimi ürperten bir söz vardır. "Seninle arkadaşlığım, benim çıkarımın başladığı yere kadardır. Benim çıkarım söz konusu olduğunda seninle arkadaşlığım biter." Bugün ister iş yerindeki arkadaşlıklar olsun, ister mahalledeki dostluklar olsun, isterse aile içi ve çevresindeki akrabalıklar olsun... Hepsinde var olan, yaşanan dostluk ve akrabalıklarda yaşananların temeli ile felsefesi bu. Dostluk çıkarla doğru orantılı. Bireyin çıkarının başladığı yerde dostluk bitiyor, çıkarla doğru orantılı olarak dostluk, yani "faydacılık" gelişiyor. Ancak özünde var olduğunu zannettiğimiz bu dostluk bence tamamen sanal. Biz bireylerin kendimizi kandırmamızdan öteye gidemiyor.


Belki çok ağır bir suçlama gibi gelebilir ama ben dostluk ve arkadaşlıkların artık çıkar kavramının bir gömlek ilerisine geçerek ikiyüzlülük çerçevesinde döndüğünü düşünüyorum. Bunları görmek için çevremize bakmamız yeterli. Gerçi ben bunları çevremde dile getirdiğim zaman 'İnsanlara güvenmemekle' hatta art niyetli olmakla suçlanıyorum. Hatta bana söylenen benim bu kişilere güvenmeme tavrımı kanıtlarıyla ispatlayabileceklerini söylediler. Yani benim daha önce dostum olduğunu düşündüğüm kişiye aktardığım düşüncelerim en küçük bir tartışma ya da yanlış anlamada benim karşıma tehdit unsuru ve silah olarak çıkarıldı, bu da beni haklı çıkardı.


Her zaman konuşurken mangalda kül bırakmaz, insan olma erdeminden, başkalarını düşünme nezaketimizden, hatta başkalarına yardım etme seremonimizden söz ederiz. Ama bütün bunların temelinde aslında kendi yaralı ruhumuzu tedavi etme psikolojisi yatıyor. Eğer dostluk, hümanistlik varsa bu hayatımızın bütününe yayılmalı. Sadece sokakta görünce acıdığımız bir çocuğa değil, bütün insanlığa karşı sevgi duymalıyız. O zaman insanlığımız sanal değil, gösteriş değil, gerçek olur.


Ama biz gösterişi severiz, oruç tutmamız, giyinmemiz, makyajımız, marka giyinmemizin hepsinin temelinde yatan budur. Bu gösteriş merakı ve birey olarak kendi çıkarımızı ön planda tutma merakımız yavaş yavaş insanlığımızı yitirmemize yardımcı oluyor.


Biraz daha duyarlı davranarak insanlığımıza sahip çıkalım, herkes kendisi kadar başkalarını da birazcık düşünse zaten mutsuzluklar olmaz, sevgisiz bir toplum olmayız, her türlü virüse karşı da daha güçlü oluruz.


İnsanları, doğayı sevelim, mutlu ve güzel günler için evimizde kalmaya devam edelim.


Sevgiyle...

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
03Haz

İthalatı Bırak Üretime Bak

27May

Kanayan Yaramız; İşsizlik…

20May

Eşit Doğuyoruz Ama…

06May

Sadeleştik

29Nis

Bizi Tarım Kurtaracak

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ