Kızılay Yöneticileri Aklımızla Dalga Mı Geçiyor?


Köklü ve saygın bir kurum olan kara gün dostumuz Kızılay’da naçizane hizmetlerde bulundum. 1999 yılı İstanbul depremini yaşamış, küçük çocuğuyla günlerce çadırda yaşamış, arkasından da aylarca evin giriş kapısının yanındaki deprem çantasıyla yaşamış birinin duyarlılığıyla bu hizmetlerimi yerine getirmeye çalıştım. O dönem iş arkadaşım İlyas Gürses ile Ankara’da eğitimler aldık, gönüllü eğitmen olduk, hatta konusunda efsane olan rahmetli Deprem Dede Ahmet Mete Işıkara’dan da eğitimler alıp toplantılara katıldık. Arkasından Muğla’da İlyas ile birlikte tüm öğretmenlere, arkasından imamlara ve muhtarlara aylarca eğitim ve bilgilendirme yaptık. Fikir alışverişinde bulunduk. Bunu Ankara Kızılay Merkeziyle koordineli olarak yaptık. O zaman bizimle çalışma yapan herkesin kafasında Kızılay saygın bir kurumdu. Kimsenin aklında en küçük bir şüphe yoktu. Deprem karşısında bir baba güvencesiyle Türk halkının arkasında dağ gibiydi. Öyle görüyorduk... Geçmiş zaman oldu.
Neden?
Çünkü özellikle Elazığ ve Malatya depreminin ardından çıkan haberler, konuşmalar ve açıklamalarla Türk Kızılayı yerle yeksan edildi. Türk Kızılayı Başkanı’nın çıkan haberlere yönelik, kendilerini savunurken yaptıkları açıklamalar kurumu tamamen bitirdi. Türk halkının aklıyla dalga geçer boyuttaydı.
Ben de gönüllü olarak yer almaktan gurur duyduğum bu kurumun geldiği noktada kendimi çok kötü, adeta kullanılmış hissettim.
Daha Türk Kızılay Başkanı konumu gereği maaş mı alır, vergiden mi kaçınır, villa mı tutar, olmaz öyle şey derken Muğla’dan da bir açıklama geldi. Daha doğrusu bir yıldır Muğla Kızılay Şube Başkanı olan ve ilk basın toplantısını da bu konuda yapan Yusuf Kayacık’tan geldi.
Yusuf Kayacık başkan olarak ilk basın toplantısını Türk Kızılay Başkanı’nı aklama adına yaptı.
Niye?
Türk Kızılay Başkanı’nın aklanmaya mı ihtiyacı var?

Veya Muğla halkı Kayacık anlatmazsa yaşananları anlayamayacak mı?
Bu açıklama genel merkezin talebi mi?
Veya Kayacık kendi kendine mi bu açıklamayı yapmaya çalıştı?
Çalıştı. Çünkü yandaş gazetecilerin tartışma programlarındaki tavrıyla hareket etti.
Bir zamanlar Muğla Belediye Başkanlığı’nı hedeflemiş, arkasından Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı’nı istemiş, ama kısmet olmamış biri olarak, abiden kardeşe devir yoluyla geldiği Kızılay Başkanlığı’nda, Sivil Toplum Örgütü olmanın farkına varamamış gibi duruyor.
Sivil Toplum Örgütleri kar amacı gütmez. Kayacık genel başkanını savunurken, işin para boyutuna değinip bütçesine denk holdinglerle eşdeğer maaşlar alındığını söylüyor. Kayacık Sivil Toplum Örgütünü yanlış anlamış, orası koltuk sevdalılarının yeri değil. Orası vicdan ve insani yönü ağır basan, kul hakkı yemeyen, iyi insanlardan oluşan, toplumun yararının gözetildiği bir kurumdur.
Yanlış savununca doğruya dönüşemez.
Bu iş insanların ekmekleriyle oynayıp büyük abinin buyur ettiği koltukta başkancılık oynamaya benzemez. Keşke Muğla Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı olamayınca kendisine teselli olarak verilen Kızılay Başkanlığı koltuğunda başkancılık oynayacağına kurumun fıtratına uygun davransaydı. İlk basın toplantısında bir yıllık icraati ve insanlığa fayda sağlayacak olan projelerini duyursaydı. Muğla’nın eğitimli, çağdaş ve ufku açık bir evladı olarak.
Türk halkı gibi Muğla halkının da aklı var. Yaşananları Muğla halkı da doğru okuyup değerlendirebiliyor. Kayacık’ın açıklamasına ihtiyacı yok. Bu toplumun aklı var. Bu toplumun aklıyla dalga geçmeyin, oturduğunuz koltukların hakkını verin. Veremeyecekseniz bu işi layıkı ile yapabileceklere bırakın. Sivil Toplum Örgütlerinde aslolan insandır. Zira bu koltuklar vicdan yoksunu ve kul hakkı yiyenlerin yeri değildir. Türk halkı olarak artık uyanma zamanımız geldi de geçiyor bile.
Ekmeğimizle oynadınız, aklımızla oynamayın…
Sevgiyle...

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
03Haz

İthalatı Bırak Üretime Bak

27May

Kanayan Yaramız; İşsizlik…

20May

Eşit Doğuyoruz Ama…

06May

Sadeleştik

29Nis

Bizi Tarım Kurtaracak

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ