Sihirli Bir Oy


Her seçim döneminde siyasiler üstüne basa basa oyunuzu kullanın sandığa gidin mesajı verirler. Matematiksel olarak 1 oy tüm seçmenlerin içinde çok fazla bir ağırlığa sahip değil gibi görünür. Benim oyum mu kurtaracak memleketi? Bir oyla mı değişecek her şey? Herkes oy verdi, bir ben mi kaldım?
Oysaki o bir oy kimi zaman ülkelerin dillerini kimi zamansa dünyanın kaderini değiştirecek kadar önemlidir. Şimdi iyice abarttığımı düşünenler olacak. Hatta bırak saçmalamış okumaya değer bir yazı değil diyenler bile olacak. Ancak yazıyı okumaya devam edenler yazının bitiminde muhtemelen bundan sonra nerede oy kullanmaları gerekiyorsa mutlaka orada olup oylarını kullanacaktır. 
*** 
Dünya genelinde kendisini dünyanın jandarması olarak ilan eden ABD’nin resmi dilinin neden İngilizce olduğunu ve bunun sebebinin sadece 1 oy olduğunu biliyor musunuz? ABD Temsilciler Meclisi'nde 1794 yılında, bir grup Alman göçmenin bazı kanunların Almancaya çevrilmesi için yaptıkları başvurusu 41'ye karşı 42 oyla reddedilmiş, aynı zamanda Muhlenberg'in (Alman soyundan gelmesine rağmen, çekimser oy kullanmıştı) sonraları şunu söylediği rivayet edilmiştir: “Almanları ne kadar çabuk Amerikalı yapabilirsek o kadar iyi olur.” Muhlenberg'in bu oyu verip vermediği hâlâ doğrulanamamaktadır. Bir oyla ABD’de resmi dil olarak İngilizcenin tescillendiği oylama böyle geçmişti. Şimdilerde de ABD’nin başında Alman asıllı bir başkan olması Muhlenberg’in o tarihi sözünün amacına ulaşmış halini simgeler gibi. 
*** 
Tarihi biraz daha ileriye saralım ve gelelim 1920’li yıllara. 1920’lerin başında adını duyuran, önce kimsenin önemsemediği bir parti, “Nasyonal Sosyalist Alman İsçi Partisi” , bu ortamdan en çok kazanç sağlayan partiydi; Naziler kitle psikolojisinden çok iyi yararlanıyor ve çok iyi örgütleniyordu. Gerçi 9 Kasım 1923’te Münih’te, bu partinin lideri Adolf Hitler “adında birisi” bir darbe girişiminde bulunmuştu, ama girişim polisin el koyması, bir iki el ateş ve birkaç kişinin vurulması ile hemen sona ermiş, darbeciler sağcı ve vatansever olduklarından, iş örtbas edilmişti. Adını bu olayla duyuran  Adolf Hitler, birkaç ay bir kalede kalmaya mahkûm edilmiş, o da bu  dinlenme zamanını “Mein Kampf” (“Kavgam”) adli, o sırada kimsenin  okumadığı bir “eser” yazarak değerlendirmişti. Her şeye karsın 1920’li yıllar Nazilere iktidar yolunu açmadı.  Ancak yapılan seçimlerde hiçbir parti çoğunluk sağlayamıyordu. Bu yüzden sürekli olarak ve her biri kendisinden öncekinden zayıf koalisyon hükümetleri kuruluyor, bunlar da üçer dörder ay içinde devriliyordu. Her seçimde güçlenen tek parti Nazilerdi. Varoşlardaki eğitimsiz-kültürsüz yığınlarda “Bir de bunları deneyelim”  sloganı, büyük yankı buluyordu. Çünkü “bunlar”, onlara istedikleri her şeyi verecekti ya da sinirsiz ve soyut vaatlerden insanlar bunu anlıyordu. Nazilerin seçim vaatleri arasında, kamu kurumlarında,  özellikle üniversitelerde Yahudilerle solcuları temizleyip o kadrolara issizleri yerleştirmek, herkese is bulmak,  herkesi iki anahtarla ev ve otomobil sahibi yapmak, bütün çalışanları gemilerle tatile çıkarmak vb. şeyler vardı. Sorunlara çözüm üretemeyen Alman Meclisi, sonunda 31 Temmuz 1932’de erken seçim yapılmasını kabul etti; bu seçimle ülkenin önü açılacak, diş borçlara ve işsizliğe çare bulacak bir yönetim işbaşına gelecekti.  Bazıları, istikrarlı bir hükümet kurulması için,  seçimlerden önce Seçim Yasasında değişiklik yapılmasını istiyordu; ama buna zaman bulunamamıştı.  1932’de yapılan ilk seçim, ne istikrar sağladı ne de dağınıklığı ortadan kadirdi; ancak Naziler oyların yüzde 37.4’ünü alarak en güçlü parti oldu. Merkez sağda da bütün particikler birbiriyle kavgalıydı. Yine de toplumda bazı kesimler, tehlike karsısında silkinmişlerdi ve “zorunlu olarak” yapılan 6 Kaşım 1932 seçimlerinde Nazilerin oy oranının yüzde 33.1’e düşmesini sağladılar. Buna karşılık diğer bütün “büyük” partilerin oy oranları yüzde 8.8 ile 20.4 arasında oynuyordu; onlarca küçük sol parti ise oyların toplam yüzde 5.8’ini almıştı.  Yeniden pazarlıklar yapıldı, ama bir türlü hükümet kurulamıyor, ülke kararnameler ile yönetiliyordu. 3 Aralık 1932’de başbakanlığa getirilen General Von Schleicher de başarılı olamayınca,  asri sağcı bir başka partinin desteğini alan Adolf Hitler, 30 Ocak 1933’te Cumhurbaşkanı Hindenburg tarafından başbakanlığa atandı. Hemen sonrasında parlamentoda yapılan güven oylamasında 1 oy farkla güvenoyu aldı. İşte ne olduysa o bir oy sonarsın da oldu. 30 Ocak 1933'te Hitler, 'Alman ulusunun canlanması' için çalışmaya ant içti. Aynı gün, başta Yahudiler ve Çingeneler olmak üzere Ari olmayan tüm ırklara ayrımcılık yapılmasını öngören “ırksal temizliği” politikasını duyurdu. Ağustos 1933’te Hitler, tek partili sisteme geçiş ilan etti. 28 Şubat’ta Alman Komünist Partisi’nin, 22 Haziran’da da Sosyal Demokrat Partisi’nin faaliyetleri yasaklandı. Aynı dönemde tüm sağ partiler dağıldı. 1934’te, Hitler, Cumhurbaşkanı makamını devraldı ve Führer (lider) adında bir devlet başkanlığı makamı yarattı; devlet ve hükûmet başkanlıklarını bir arada yürüttü. Sonrasında ise neredeyse tüm dünyayı içine çeken 2. Dünya Savaşını başlattı. Bir oy nelere yol açabiliyor. 
*** 
Geçtiğimiz hafta sonu Fethiye Gazeteciler Derneği 4. Olağan Kongresini yaptı. 47 delegeden 45’nn oy kullandığı kongrede 23 oya alan Osman Baykuş FGD başkanı seçildi. Seçimin tamamlanmasının ardından görüştüğüm gazeteci arkadaşlarım seçimi 1 oy belirledi dediğinde aklıma tarihte 1 oy nelere kadir gelmiş onla aklıma geldi. Kimsenin 1 oyu küçümsememesi gerektiğini hatırlatmak istedim. Kimi zaman değişimler BİR OY’la başlar. Tıpkı ABD’de Almanya’da ve Fethiye’de olduğu gibi. 
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
28Oca

Emek Bilinci

21Oca

Sihirli Bir Oy

09Oca
02Oca

Hava Isınıyor!

24Ara

Kafamı Kurcalayan Sorular

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ