TURNA


TRT Türküyü dinlerken “Hatırına düşmez sormaz halimden” isimli Zile türküsü denk geldi. Hazin bir hikayesi vardır bu türkünün bizim ailede.

Turna kuşu Türkmen’in en önemli folklorik motiflerinden biridir. Ona temizliği, vefayı, sadakati, saflığı ve özgürlüğü izafe eder. Onun içindir ki her iki evden birinde Turna isimli kızlar gelinler vardır.

Babacığımın, kendisi çok küçük yaşta iken ölmesi sebebiyle hayal meyal hatırladığı annesinin adı Turna imiş. Onun içindir ki ilk kızının adını “Turna” koymuş, onun ölümünden sonra doğan ilk kızına yine “Turna” ismini koymuştu.

Bizim ilk Turna’mız da tıpkı ismindeki güzel ama vakti saati gelince göçen kuşlar misali göçüp gitmişti. Hem de aradan yarım asır geçse de içimizde bitmeyen bir sızı bırakarak …

Yıl 1972 idi, köyümüzde yakın akrabalardan birinin düğünü vardı, millet telaş içinde gelin almaya gitmişti.

O günlerde köy çeşmesinin hemen aşağısında Mehmet amcamlar kireç süzmek için bir kuyu açmış, işleri bitmesine rağmen kuyuyu kapatmamışlardı. Çeşmenin ayağı direk kuyuya aktığı için de bir metreden biraz fazla derinliği olan kuyu ağzına kadar su dolmuştu.

Gelin almadan gelen Ağam (Avşar Karabey), yolda Seymenin elindeki Bayrağın dürüldüğünü görünce bunu bir uğrusuzluk olarak addedip köye dönünce hemen eve gelmiş ve Turna’mızı sormuş. Adı sahibinin ölümünden kendinin sorumlu olduğunu düşündüğünden midir yahut ona olan özlem ve aşkından mıdır bilinmez Turna’mıza ayrı bir özen ve sevgi gösterirmış Ağam. Onu konuşturur kucağına alır tüm torunlarından ayrı bir yere koyarmış Telli Turnamızı…

Doğrusu Turnamız kıskanılmayacak gibi değildi ki.. 3.5 yaşındaydı ama sanki büyümüş de küçülmüştü. Kendini sevdirmek için elinden geleni yapardı. En büyük zevki de büyüklere çeşmeden buz gibi su getirmekti..

O günlerde annemin yanında büyüdüğü anne annesi rahmetli Dudu anam da köye bizi ziyarete gelmişti. Dudu anam gelince şenlikli olurdu hayat. Envai türlü yiyecek ve giyecek getirirdi rahmetli.

Düğünde gelin almak için giden Seymen, gelini köye getirip de millet evlere dağılmaya başlayınca Ağam Turnamızın nerede olduğunu sorunca millet aramaya başladı. Arayıp bulamadıkça bir telaştır sardı ortalığı…

Kim olduğunu hatırlamıyorum, biri çeşmenin ayağındaki su dolu kireç kuyusunda olabileceğini söyleyince anacığım eline bir cerek (uzunca sopa) alıp kuyunun dibine doğru daldırdı. Yukarı kaldırmasıyla cereğin ucunda Turna’mızın cansız bedeni göründü. Kızılca kıyamet kopmuştu sanki. Çocuk muhayyilemle olanları anlamaya çalışıyordum doğrusu. Turna’mızın  cereğin ucunda ne işi vardı ki sanki!

Sonrasının ayrıntılarını pek hatırlamıyorum. Bozkırın kanunu acımasızdı. Bir iki saat önce güle oynaya şen şakrak gelin getirilirken, şimdi Türkmen acıya gark olmuş etraftan ağıtlar yükselmeye başlamıştı.

En çok anacığım yanmıştı. Cereğin ucunda Turna'm su yüzüne çıkınca annem baygınlık geçirmiş, O küçük meleği rahmetli Dudu anam almıştı kucağına. O esnada bakım ve gözetiminde yeterince özenli olmadığı gerekçesiyle önüne gelen anacığıma şiddet uygulamıştı.

 Anacığım der ki olay yerinde ağıtlar yakmışım ben hiç hatırlamam da aradan yıllar geçtikten sonra bir komşu gelip benim söylediğim ağıtları bana tekrar söyledi:

“Öldüğünü ister miyim

Gelen vuruyor başıma

Ana şuna dayanır mı

Çamur bulaşmış saçına

Selma’m d’öldü, Turnam d’öldü

İki ay var arasında

İki öksüzün çocuğu

Gene çile sırasında

….”

Oysa en çok Anacığımın ciğeri yanmıştı. Aradan elli yıl geçti anacığımın hala ilk günkü gibi içi yanar ben bilirim. Ne zaman mezarlığa gitsek Turna’mızdan dem vurur, orada bulunan Babacığım dahil en çok Turnamıza yanmıştır.

Olaydan birkaç ay önce 1.5 yaşında Anacağımın bir kızını daha güzel Rabbim yanına çağırmıştı. Selma’mız hastaydı. Doktora götürdüklerinde bir kemik hastalığı olduğu teşhisini koymuşlardı. Yaşını geçmesine rağmen yürüyememişti. Bir sabah da beşiğinde öldüğünü anlamışlardı.

Selma’mızın ölümü bir anlamda beklenen bir bir şeydi. Oysa Turna’mız öyle miydi ki bir gün apansız geçip gitmişti. Elinde küçük ibriği ile hayalinin hala köyde nazlı nazlı dolaştığını düşünmüşümdür. Adını aldığı güzel kuşlar gibiydi Turnamız, büyük küçük herkes severdi, onu benden daha çok seviyorlar diye kıskanır zulmeder dururdum, 4-5  yaşlarında bir çocuk için anlaşılabilir duygulardı ama kendimi hala suçlu hissederim.

Anacağım Turna’mızın ölümünden sonra bir türlü kendine gelemedi, sürekli sinir krizleri geçirmeye başlamıştı. Babam rahmetli o zamanlar Ceyhan’da gurbette idi. Turnamızın ölümü üzerine geldi evimizi Ceyhan’a götürmeye karar verdi.

Bir kamyon buldu, olan eşyamızı yükledik. Ben babam ve annem şoför mahallinde yola çıktık. Bir süre gittikten sonra, Şoför elini uzatıp radyoyu açtı. Nezahat Bayram bir  türkü söylüyordu:

“Hatırına Düşmez Sormaz Halimden

 Kirpikleri Siyah Kalem Kaşlı Yar

 Fikrin Zikrin Çıkmaz Oldu Aklımdan

 Kendi Melül Melül Gözü Yaşlı Yar

 (Turnam Turnam Yareli Turnam Allıdır Sunam Ey)”

Sanatçının “yareli turnam” dediğini duyar duymaz anacığım bayılmıştı. Kamyon şoförü ne olduğunu anlamamış suçlu suçlu sormuştu. Hadiseyi duyunca da acımıza hürmeten bir daha radyoyu açmadı. (Malum Türkmende eskiden ölüm hadisesi vuku bulunca uzunca bir süre TV radyo açılmazdı)

Ne zaman bu türküyü duysam 3.5 yaşında göçmen kuşlar misali göçüp giden Turna’mızı ve şu gün olmuş hala ona kavuşmanın hayaliyle yanıp tutuşan anacığımı hatırlarım.

Baki selam…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
03Ekm

TURNA

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ