CORONA’LI GÜNLERDE YAS VE MATEM TEPKİLERİ


Tüm dünyada olduğu gibi biz de Covid-19 pandemisi nedeniyle sıkıntılı günler yaşamaktayız. 01Haziran 2020 günü T.C Sağlık Bakanlığının yayınladığı tabloda 827 yeni vakanın olduğu, 23 kişinin öldüğü, 651 kişinin yoğun bakım, 283 kişinin de entube olduğu görülmektedir. 
Bu sürecinin rutin yaşamımızda, çocuk veya yetişkin boyutunda etkileri olmaktadır. Bu bağlamda 65 yaşından büyük yetişkinler ev dışına çıkamamaktan şikayet ederken aynı sebepten çocuklarımız da sıkıntıdan ağlamakta, öğretmenlerini ve sınıf arkadaşlarını özlemekteler. Bu ortamda hamilelerin de kaygı ve endişeleri çok yüksektir. Bebeklerini nasıl bir ortamda doğuracak ve yaşatacaklar, kendi sağlıkları nasıl olacaktır? Kendilerinin Covid-19‘a yakalanmaları, bu virüsün fetüse bulaşması ve emzirme döneminde bebeklerine bulaşması gibi endişelerinin olması gayet normaldir. Hamilelik döneminde Covid-19 hastası olan hamile kadınlar yaşamını kaybetmese bile uygulanan tıbbi tedavinin bebeğine olumsuz bir etkisi olacağı bakımından da haklı bir endişe yaşamaktadırlar.  
Pandemi sürecinde en ürkütücü olan mutlaka ölümlerdir. Bu durumda insan davranışlarına yani psikolojisine düzgün bir bakış ve yaklaşım içinde olmalıyız. Bu durum doğrudan bağlanma travması ile ilgilidir. Bir sevdiğimiz, bir yakınımız öldüğünde verilen duygusal tepkiyi “yas” diye ifade ediyoruz. “Yas”a verilen tepkiye de “matem” diyoruz. “Yas”ın duygusal, bilişsel ve davranış boyutları vardır. Kayıp durumunu içimize sindirmek ve uzlaşmak gereklidir. Uyum şunlar olmadan sağlanacaktır; kayıp edilmiş olan sevilen kişi ile ilişki ve kimliğimizde yaratılan boşluk, yani önemli bir parçamı kayıp ettim algısı ve dünya ile bağlantımız.  
Pandemi sürecinde bir çok kayıp vardır; Kayıp sadece bir insanın ölümü değil, sevilen bir kişinin ölümüdür, kayıp ettiğimiz kişi güven duygumuz ve güvenliğimizin kaynağı da olabilir. Yani güvenlik duygumuzdur, dolayısı ile geleceği hayal etme ve beklentiler de kaybolur. Sevdiğimiz bu kişi etkileşim kurduğumuz bir ayna gibidir onun kaybında “şu an ben kimim?” sorusu ortaya çıkacaktır. Dolaysı ile de dünya ile olan ilişkimiz de değişmiştir, günlük yaşantı alışkanlıklar, çalışma ve iş yapısı, hareketlerimiz kısıtlanmış (ev içinde kalıp dışarı çıkamama gibi), karşılıklı görüşme ve anlaşma kaybolmuştur.  
Sevdiğimiz bir insanın ölümü başlı başına bir travmadır. Bu travma ani ve kabul edilmeyen bir olgudur ve güven duygumuz içinde çözümlenir. Kayıpta dünyaya uyum o kişi için artık o sevilen kişi olmadan olacaktır. Travma; matem ve yasla birlikte etkisini sürdürecektir. Kişi artık dünya adil bir yerdir düşüncesinden uzaklaşmaya başlar . İyi insanlara bir şey olmaz algısı onun için artık geçersizdir. Sevilen kişinin olmadığı dünyaya uyum süreci başlamalıdır, ancak kayıp edilen kişi hayal edilince onunla ilgili acı veren sahneler akla gelir, onun hasta yatağındaki hali, acı çekmesi gibi.  
Sevdiği kişinin olmadığı bir dünyaya adapte olma sürecinde psikolog travmatik yaşantı içindeki bireye 2013 yılında Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından kabul edilmiş bir psikoterapi tekniği olan EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) ile yardım edilebilir. Kişi sevdiği kişi için konuştuğunda aklına ölenle ilgili bir çok düşünce ve anını geldiğini, örneğin onun solunum cihazında acı çekerken ki halinin zihninde canlandığını söyler. Buradaki acı veren görüntü ve düşüncelerinin önüne geçebilmek travmayı çözebilmemiz için gereklidir. Bu anılar üzerine giderek çalışmaya başladığımızda kişiden çok yoğun duygu boşalımları gelebilir. Bu durum bizim çalışmamıza geçici olarak engel olabilir. Bu travmatik bir yas tutmadır. Öyle ki: Bir bekleme olmadan ani olarak ölüm gelmiş olabilir, hiddetli olma, sevilen kişinin yaratığı fiziksel ve duygusal acı çekme durumu öne geçmiştir. Kişi garip ve doğal olmayan bir görünümdedir.  
EMDR çift yönlü uyaranlarla beynimizin sağ ve sol hemisferlerini bir biri ardından etkileyerek devreye sokar, danışan kişide travmatik yaşantıya karşı kabul edilebilir bir duyarsızlaşma gelişir. Türkiye EMDR Travma İyileştirme Grubu‘nda beş yüzü aşkın gönüllü psikoterapist arkadaşlarımla yaptığımız çalışmada gördük ki, 4 - 5 oturum kadar kısa sürelerde bu insanlara kesin yardım edilmektedir. 
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Tem
18Haz

YÜZDE DOKSAN ÜÇ

03Haz
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ