“70 bin tevhidin fazileti nedir” konusu son dönemde oldukça merak ediliyor. Biz de sizler için detaylı bir içerik hazırladık.
Bir Akşam Kayseri’de İçimde Biriken Sessizlik
Kayseri’nin akşamları başka oluyor. Bunu dışarıdan bakan biri anlamaz belki ama ben her defasında hissediyorum. Rüzgârın apartmanların arasından geçerken çıkardığı o hafif uğultu bile insanın içindeki boşlukları yokluyor sanki. O gün de öyle bir akşamdı. Elimde defterim vardı, yazmak istiyordum ama kalem bir türlü kâğıda dokunmak istemiyordu. İçimde tuhaf bir ağırlık… Adını koyamadığım bir kırgınlık.
Son günlerde her şey üst üste gelmişti. Arkadaş sandığım insanların uzaklığı, işte yaşadığım belirsizlik, evdeki sessiz tartışmalar… Hepsi birikip göğsümün tam ortasına oturmuş gibiydi. İnsan bazen konuşarak değil, susarak yoruluyor ya, işte ben o noktadaydım. Suskunluğum bile ağır geliyordu bana.
Defterimi kapattım, pencereye yürüdüm. Şehrin ışıkları uzaktan bir deniz gibi titriyordu. Ve o an aklıma çocukluğumdan bir cümle düştü. Annemin, anneannemin sık sık mırıldandığı o kelime: “Kelime-i tevhid…”
O cümle bir dua mıydı, bir hatırlayış mıydı, yoksa bir sığınma mıydı o zamanlar hiç bilmezdim. Sadece duyduğumda evin içinde bir şeylerin yumuşadığını hissederdim.
Çocukluğumda Duyduğum Sessiz Güç
Anneannemin evi hep loş olurdu. Perdeler tam açılmaz, ışık içeri yarım girerdi. Ama o yarım ışık bile insanın içini ısıtmaya yeterdi. Küçükken sık sık onun dizinin dibine otururdum. O, elindeki tespihi ağır ağır çevirirken dudaklarından dökülen kelimeler vardı.
“Kelime-i tevhid…” derdi bazen fısıldayarak.
O zamanlar anlamazdım. Sadece bir ritim gibi gelirdi bana. Ama o ritimde bir güven vardı. Sanki dünya ne kadar gürültülü olursa olsun, o kelimeler her şeyi susturabiliyordu.
Bir gün ona sormuştum:
“Anneanne, neden hep bunu söylüyorsun?”
Bana bakıp gülümsemişti. Yüzünde yorgun ama huzurlu bir ifade vardı.
“Kalbin daraldığında,” demişti, “en doğru sığınak orasıdır.”
O cümleyi o yaşta tam anlayamamıştım ama içime işlemişti. Yıllar geçse de silinmeyen bir iz gibi.
Kelime-i Tevhid’in Duası Nasıl Yapılır?
O akşam Kayseri’de pencerenin önünde dururken yıllar sonra ilk kez gerçekten merak ettim. “Kelime-i tevhid’in duası nasıl yapılır?” diye içimden tekrar ettim. Bu bir soru gibi değil, daha çok bir arayış gibiydi.
İnsan bazı şeyleri öğrenmek için kitaplara değil, kalbinin sıkışmasına ihtiyaç duyuyor. Benimki de öyle bir andı.
Telefonu elime aldım ama açmadım bile. Sanki dışarıdan gelen her bilgi içimdeki sesi bastıracakmış gibi hissettim. Bunun yerine gözlerimi kapattım.
İçimde bir yerden bir ses yükseldi. Net değildi, öğretici değildi, sadece içtendi. Kelimeler değil, bir his vardı orada. Sanki yıllardır unuttuğum bir şey geri dönüyordu.
Kelime-i tevhid dediğimiz şeyin sadece bir cümle olmadığını o an daha derinden hissettim. Daha çok, insanın kendini bırakması gibi… Bir yükü omuzlarından indirip, “ben artık taşımıyorum” demesi gibi…
Ve ben o an, hayatımda ilk kez gerçekten içten bir şekilde kendimle baş başa kaldım.
Bir Kırılma Anı: İçimdeki Gürültü
Son aylarda içimde sürekli bir gürültü vardı. Dışarıdan bakınca sakin görünüyordum ama içimde bir koşuşturma bitmiyordu. Gelecek kaygısı, geçmiş pişmanlıkları, söylenmemiş sözler…
Bir gün arkadaşımın bana yaptığı bir şey yüzünden çok kırılmıştım. Aslında büyük bir olay değildi belki ama o küçücük şey içimdeki bütün eski yaralara dokunmuştu. O günden sonra insanlara karşı mesafem artmıştı.
İşte o mesafe beni kendime de yabancılaştırmıştı.
O akşam pencere önünde dururken bunu fark ettim. Ben aslında kimseye değil, en çok kendime uzaklaşmıştım.
Kelime-i tevhid’i hatırlamam da belki bu yüzden olmuştu. Çünkü insan bazen kendine geri dönmek için bir kapı arıyor. O kapının adı bazen bir kelime oluyor, bazen bir hatıra, bazen de sadece sessizlik.
İçimdeki İlk Sakinlik
Gözlerimi açtığımda dışarıdaki ışıklar hâlâ titriyordu. Ama içimde bir şey değişmişti. Çok büyük bir değişim değil belki ama küçük bir kıpırtı… Uzun zamandır hissetmediğim bir şey: sakinlik.
O an ağlamak istedim. Çünkü sakinlik bile bana yabancıydı. İnsan sürekli savaş halinde olunca huzuru bile tehdit gibi algılıyor.
Kendi kendime şunu söyledim: “Ben neden bu kadar yoruldum?”
Cevap yoktu. Ama belki de cevap aramayı bırakmam gerekiyordu.
Geceyle Gelen İçsel Yolculuk
O gece uyumadım. Kayseri’nin sessizliği odama doldukça ben de kendi içime daha çok çekildim. Defterimi yeniden açtım. Bu kez kalem elimde daha ağır değildi.
Sayfanın başına sadece bir cümle yazdım:
“Bugün içimde bir şey kırıldı ama aynı zamanda bir şey de yumuşadı.”
Sonra durdum.
Kelime-i tevhid’i düşündüm. Onu bir dua gibi değil de bir dönüş gibi hissettim. İnsan bazen kendini unutur ya, işte o unutuluşun içinden geri çağrılmak gibi…
Anneannemin sesi geldi aklıma. O tespih sesiyle birlikte söylediği o yumuşak tekrarlar… Sanki yıllar boyunca beni de o ses taşıyormuş gibi hissettim.
Kayseri’nin Sessiz Tanıklığı
Şehir o gece bana eşlik etti. Binalar, sokak lambaları, uzaktan geçen arabalar… Hepsi birer tanık gibiydi.
İçimdeki karmaşayı kimse bilmiyordu ama şehir biliyor gibiydi. Belki de bu yüzden Kayseri’nin gecelerini seviyorum. Kimse sana bir şey söylemiyor ama yalnız da bırakmıyor.
O gece Kelime-i tevhid’i düşündüğümde, onu bir öğrenme değil bir hatırlama gibi hissettim. Sanki zaten içimde vardı da ben sadece unutmuştum.
Kendime Dönüş
Sabaha karşı pencerenin kenarına oturdum. Gözlerim yorgundu ama içimde garip bir hafiflik vardı. İlk kez uzun zamandır geleceği düşünmek beni korkutmuyordu.
Kendime şunu söyledim:
“Belki de her şey çözülmek zorunda değil. Belki bazı şeyler sadece taşınmayı bırakmalı.”
Kelime-i tevhid’in bende bıraktığı his buydu. Bir çözüm değil, bir bırakış…
İnsan bazen hayatı kontrol etmeye çalışırken daha çok yoruluyor. Oysa bazı şeyler bırakıldığında hafifliyor.
Sonra Gelen Sessiz Kabul
Gün ağarmaya başladığında gökyüzü yavaş yavaş değişiyordu. O değişimi izlerken içimde bir kabulleniş vardı. Her şey yoluna girmiş değildi ama ben artık o yolda yalnız olmadığımı hissediyordum.
Defterimi kapattım. Kalemi yerine koyarken içimde tek bir düşünce vardı: “Bazı cevaplar dışarıda değil.”
Kelime-i tevhid’i nasıl yapılır diye sorduğum o gece, aslında bir bilgi aramıyordum. Bir dönüş arıyordum. Ve o dönüş, kelimelerden çok daha derin bir yerdeydi.
O günden sonra her şey değişmedi ama ben değiştim. Daha sakin, daha kırılgan ama daha farkında bir ben oldum.
Ve belki de en önemlisi, içimdeki sessizliğin artık korkutucu değil, tanıdık olmasıydı.
Gazetezeybek olarak her zaman en iyi içeriği sunmak için çalışıyoruz. “70 bin tevhidin fazileti nedir” konusunda daha fazlası için takipte kalın!
İlgili Yazımız: SAT'ın anlamı nedir ?